İçeriğe geç

Türkler Japonya’da ev alabilir mi ?

Bir Defterin İçinden Japonya Hayali

Gecenin en sessiz saatinde Kayseri’nin soğuğu camlara vururken, masamın üstünde açık duran defterime bakıyorum. Sayfalar dolu; yarım kalmış cümleler, üstü çizilmiş planlar, bazen de sadece bir kelime: “Tokyo”.

Bunu yazdığım her an içimde garip bir şey oluyor. Sanki o kelime sadece bir şehir adı değil de, başka bir hayatın kapısı gibi. 25 yaşındayım ve bunu kabul etmek bazen ağır geliyor. Çünkü insan bu yaşta ya yolunu çoktan bulmuş olur ya da bulamadığını saklamayı öğrenir. Ben ikincisindeyim.

Japonya fikri hayatıma öyle pat diye girmedi. Önce videolar, sonra bloglar, sonra gece yarısı “acaba Türkler Japonya’da ev alabilir mi?” diye arattığım o uzun internet geceleri… Aslında o soruyu sormam bile bir şeylerin değişmeye başladığını gösteriyordu. Çünkü insan, bir yerde yaşamayı düşünmeye başladığında artık sadece turist değildir.

Ben ise henüz hiçbir şey değildim. Sadece hayal kuran bir Kayseriliydim.

Kayseri’de Başlayan Hikâye

Kayseri’de büyümek… Bunu anlatmak kolay değil. Bir yandan güçlü olmayı öğreniyorsun, bir yandan duygularını içine atmayı. Bizde hayaller bile sessiz kurulur. Çok anlatılmaz, çünkü anlatırsan nazar değecek gibi hissedersin.

Benim hayallerim de hep defterde kaldı. Japonya’yı ilk defa bir anime sahnesinde görmüştüm. Sonra metro istasyonları, düzenli sokaklar, yağmur altında ışıldayan neon tabelalar… Her şey fazla “başka”ydı. Ve işte o “başkalık” beni içine çekti.

Bir gün cesaretimi topladım ve kendime şu soruyu yazdım:

“Ben orada yaşayabilir miyim?”

Sonra daha ileri gittim. Daha tehlikeli bir soru:

“Türkler Japonya’da ev alabilir mi?”

O an fark ettim ki aslında ben bir ülke değil, bir ihtimal arıyordum.

Japonya’ya Gidiş ve İlk Kırılma

Aylar sonra kendimi Tokyo’ya giden bir uçakta buldum. Bunu yazarken bile içim titriyor. Çünkü o uçak bileti benim için sadece bir yolculuk değil, eski hayatımdan küçük bir kopuştu.

Tokyo’ya indiğimde ilk hissettiğim şey hayranlık değil, şaşkınlıktı. Her şey düzenliydi. Fazla düzenliydi. İnsanlar hızlı yürüyordu ama birbirine çarpmıyordu. Sessizlik bile planlı gibiydi.

Otele giderken camdan dışarı baktım ve kendi kendime fısıldadım:

“Ben burada ne yapıyorum?”

Ama aynı anda içimde başka bir ses vardı. Daha cesur, daha inatçı:

“Belki de tam olarak burada olman gerekiyor.”

Tokyo’da İlk Günler ve İçimde Büyüyen Soru

“Türkler Japonya’da ev alabilir mi” hakkında araştırma yapanlar için hazırlanan bu içerikte önemli noktalara değineceğiz.

İlk günlerimi sokak sokak yürüyerek geçirdim. Harita açmadım. Bilerek kayboldum. Çünkü bazen insanın kendini bulması için önce yönünü kaybetmesi gerekiyor.

Bir kafede otururken yan masada emlak konuşmaları yapan iki kişi duydum. İngilizce konuşuyorlardı ama araya Japonca kelimeler karışıyordu. O an içimdeki soru tekrar yükseldi.

“Türkler Japonya’da ev alabilir mi?”

Bu soru artık sadece merak değildi. Bir ihtimalin kalbime dokunuşuydu.

Ertesi gün bir internet kafede saatlerce araştırma yaptım. Öğrendiklerim beni hem rahatlattı hem de daha karmaşık bir hale soktu. Japonya’da yabancıların ev alabilmesi mümkündü. Vatandaşlık şartı yoktu. Ama arazi, vergiler, prosedürler… Hepsi ayrı bir dünya.

O an şunu hissettim: İmkânsız değil ama kolay da değil.

Ve bu cümle hayatımın birçok alanına benziyordu.

Bir Emlak Ofisinin İçinde

Shinjuku’da küçük bir emlak ofisine girdim. Kapıdan içeri girdiğimde zil çaldı. İçeride orta yaşlı bir adam beni karşıladı. İngilizcesi çok akıcı değildi ama gülümsüyordu.

Elimdeki notlara bakarak sordum:

“Foreigners… can buy house in Japan?”

Bir an durdu. Sonra başını salladı:

“Yes. Possible. Apartment, house… possible.”

O an içimde bir şey kırıldı. Ama bu kırılma kötü değildi. Aksine, uzun zamandır taşınan bir yükün hafiflemesi gibiydi.

Ama sonra ekledi:

“Hard. Money. Taxes. Location important.”

İşte o kelimeler beni yeniden yere indirdi. Çünkü hayaller bazen “mümkün” ile “ulaşılabilir” arasında sıkışıp kalır.

Ofisten çıktığımda yağmur başlamıştı. Tokyo yağmurunda yürümek, insanın düşüncelerini daha da büyütüyor.

O an defterime sadece şunu yazdım:

“Demek ki mesele ev almak değil. Orada bir hayat kurabilmek.”

İçimdeki Umut ve Yavaş Çözülen Hayal

Günler geçtikçe Tokyo bana hem çok yakın hem de çok uzak gelmeye başladı. Bir yandan sokakları tanıyordum, diğer yandan hiçbir yere ait hissetmiyordum.

Bir akşam nehir kenarında otururken, insanların evlerine döndüğünü izledim. Işıklar yanıyordu, trenler geçiyordu. Ve ben yine aynı soruya döndüm:

“Türkler Japonya’da ev alabilir mi?”

Ama bu kez cevabı teknik olarak değil, duygusal olarak arıyordum.

Evet, alabiliyorlardı. Ama asıl mesele bu değildi.

Asıl mesele, bir evin içinde kendine ait hissetmekti.

Ben Kayseri’deyken bunu hiç düşünmemiştim. Ev hep bir güven alanıydı. Japonya’da ise ev, bir kimlik meselesine dönüşmüştü.

Kendimle Yaptığım Uzun Konuşmalar

Otel odasında geceleri uzun uzun düşündüm. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime konuştuğum çok oldu. Bazen umutluydum, bazen tamamen kaybolmuş.

Bir gün defterime şunu yazdım:

“Belki de ben burada ev almak istemiyorum. Belki sadece burada kendimi kaybetmek istiyorum.”

Bu cümle beni korkuttu. Çünkü insan bazen hayallerinin aslında kaçış olduğunu fark eder.

Ama sonra başka bir şey oldu. Küçük bir an. Bir parkta yaşlı bir Japon çift gördüm. El ele tutuşuyorlardı. Sessizce oturuyorlardı. Hiçbir yere yetişmiyorlardı.

O an içimde çok net bir his doğdu:

“Belki de ev dediğin şey bir bina değil, bir ritimdir.”

“Türkler Japonya’da ev alabilir mi” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Lamo olarak daha fazlası için buradayız!

Dönüş ve Geride Kalan Ben

Sizin İçin Seçtik: Türkiye'nin yüzde kaçı orman ?

Türkiye’ye döndüğümde Kayseri bana daha farklı görünmeye başladı. Aynı sokaklar, aynı insanlar ama ben değişmiştim.

Defterimi açtım. Tokyo’dan getirdiğim küçük notlar, biletler, karalanmış cümleler…

Ve en sonunda şunu yazdım:

“Türkler Japonya’da ev alabilir mi? Evet, alabilir. Ama asıl soru bu değilmiş.”

Çünkü ben orada şunu öğrendim: İnsan bazen bir ülkeye ev almak için değil, kendini anlamak için gider.

Şimdi yine Kayseri’deyim. Ama içimde Tokyo hâlâ yaşıyor. Her yağmurda, her sessizlikte, her düşüncede.

Ve belki bir gün tekrar gideceğim. Belki bir ev bakmayacağım bile. Belki sadece bir sokakta durup şunu hissedeceğim:

“Ben buraya aitim.”

Ya da belki de hiçbir yere ait değilim.

Ama artık bundan korkmuyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://oteforum.com https://tartolet.com.tr https://gundemekspres.com.tr Sitemap
ilbet mobil giriş